Tasarım için Blogcrowds a teşekkürü bir borç biliriz.

Tıkırdatamamanın Dayanılmaz Hafifliği ve Elveda Yunanistan

30.10.08

Çok uğraştığım söylenemez aslında, ama bu hafiflik beni öldürüyor. Altı aydır planladığımız, heyecanlandığımız seyahat bitti ve benim o içimdeki yazma hevesi de gitti. Belki başka planlara yelken açtığımdan, belki de uyuşuk bünyemden kaynaklanıyor ama aslında bir zamanlar benim gibi interrail deyince gözleri parlayan birilerine yardım etmeyi çok isterim. Aslında şimdiden aileme bile hiç tahmin etmediğim kadar esin kaynağı oldum ve bir çok arkadaşımın ağzının suları aktı. Evet ben de hala böyle hissediyorum.Ama gel de bir şekilde bunları yaz işte. Çirkin olsun, garip olsun ama yazıcam artık, sözümü tutmasam da bu kadar yazmış olmam da yeter. Bir anda yeterlilik duygumu kldırıyorum rafa. Prdn ne diyordum:

Erman Selanik'e kadar anlatmış. Ben de buradan alayım sazı. Selanikte yedik içtik gezdik tozduk derken en son sahil kenarında oturuyorduk.Güzel bir sahili var Selanik'in, benzerliği var bizim sahillere. Biraz fotoğraf çektik ama makinamda gece çekimleri sorununu olduğunu orada farkettim. Misal yandaki fotoğraf . Sonra bunun örnekleriyle Venedikte de üzüntülü çekimler yaptım.

Sahilde uzun bir süre oturduktan sonra, artık Atina trenine binmek üzere yollanmanın vakti gelmişti. Bilmediğimiz bir yoldn dönelim diyerek:) sahilin kenarındaki uzun geniş caddede yürüdük epeyce. İstasyonu kaçırmayalım diye de bir yerden sağa dönüp istasyon istikametine yürüdük. Lockerdan çantaları aldık ve trenimize bindik. Sağolsun Orestiadadan yerlerimizi ayırtıp beleş bindiğimiz trende yerlerimizi bulduk, yerleştik ve Erman trende Türkçe konuşan birilerinin olduğunu söyledi.Sonradan anladık ki birileri değil de neredeyse hepsi Türkçe biliyordu.Nasıl olsa kimse Türkçe bilmiyor diye biz rahat rahat konuşuyorduk bu ana kadar. Bu durum bizi şöyle etkiledi:
- Erman ya bu tren çok pis kokuyooo ( fısıldıyrum tabii)
- Sakata gelmeyelim biz burda! Aman eşyaları toparlayalım, çantaları kucaklara alalım :)
- Amma da horluyo şu adam yaa diyemiyorum mesela
- Yaw amma Türkçe bilen çingene görünümlü insan varmış burda yaa

Herneyse, çok tutarlı bir listeleme olmasa da, trenin içindeki bu iletişim sorununu ve memnuniyetsizliğimizi gidermenin en iyi yolu uyumaktı. Yani ben çevredeki en güvenli kucağa yayılıp uyudum. Arada bir uyanıp trendeki genç çingene aile sürüsünün yanımızdan geçişini, karşımızdaki koltuğa yayılan korkunç görünümlü kıllı abinin horuldamalarını gözlemleyip tekrar uykuya daldım, üç dört saat kadar. Yunanistandaki en rahatsız ve ilginç tren yolculuğumuz bitene kadar da böyle tedirgin uyur uyanık vakit geçirdik. Sabah Atina tren istasyonuna vardığımdaysa hem aç hem de yorgunduk. İlk gece istasyonda ikinci gece de trende uyumuştuk ama Atinadaki coach yani kanepe değerindeki Sophhie de bizi ekince üçüncü gece için de yatağımız feribot olacaktı. İstasyonda karnımızı doyurduk ki o da şöyle gelişti:
-Simit aldık (0.60 x 2 euro)
- Çay aldık ama ben şok oldum dandirik sallama çaya 2 euro civarı verince
-İstasyondaki cafenin masalarında yedik içtik
KArnımızı da doyurduktan sonra elimizdeki harita ve yol sorma çabalarıyla taaaa Parlemento binasına kadar yarım saatten fzla yürüdük. Yolda sivrisinek ısırıkları için açık eczane bulamadık, kaşındık kaşındık.Sonunda tabellalar yarıdmıyla da bulunduğumuz yeri tespit ettik. Atina haritasını nereden almıştık tam hatırlamıyorum ama belki de haritamız yoktu unuttum:s Saat 8 e 10 vardı ki Parlemento binasının önündeydik . Bir grup turistle birlikte komik görünen Yunan askerlerinin yanında fotoğraf çektirdik ve öğrendik ki nöbet değişimi 8 deymiş. İyi denk gelmişti doğrusu. Önde köpekler arkada askerler derken eğlence başladı. Aslında böyle bize komik ve enteresan geldi ama sonuçta onların da kültürü bu şekilde evrilmiş. Herneyse, oradan da ayrılıp, Acropolis'e doğru yürüdük. Yold Patras'tan bineceğimiz feribot için biletlerimizi alıp 37 euro bayıldık. Superfast ofisi parlemento binasını karşınıza aldığınızda sağda yaklaşık 500 mt ilerde kalıyor. Yanında da Turizm ofisi var, o da işimize yaradı. Bu arada turizm ofisinin açılmasını beklerken bir bahçe gezdik ama adını yine hatırlayamıyorum. Ardından Acropolis'e de yürüyerek gittik ve girşte 12euro olan fiyatı ISIC kartımız sayesinde 6 euroya düşürerek sevinçe içeri girdik. Hava hem sıcak hem bunaltıcıydı ama biz buna rağmen hiç yorulmadık :)


Acropolisi de biz güzel gezip hayret ettikten sonra krnımızı doyurmak içintren saatine kadar bir yer bulamayacağımızı anladık ve yola koyulduk. Atina metrosunu kullandık, bilet aldık burada ama girişte kontrol olmadı . Sonra benim önerim olan istasyon çevresinde yemek yeme fikrini 20 dk. doğru düzgün bir yer bulamadığımızdan ötürü istasyon cafesinde gerçekleştirdik. Ardından da Patras trenine bindik ama yolda Corinth boğazını göremedik. Halbukü ben orayı göremeyi çok istiyordum ama trenden gözükmüyordu:(
Sonrasında Patrasa vardık ve Steffi ile görüşmek için bir telefon kartı aldık, 6 euro bayıldık. Bu arada yolda tren bozuldu, acaba feribotu kaçırıcaz mı , yanacak biletimiz vs. diye telaşa kapıldık ama allahtan bir saat kala oradydık.Pasaport kontrolü vs. yaptırmadan önce besin deposunu doldurduk. Ton balığı, ekmek, mısır, meyve, su, çikolata vb. aldık yanılmıyorsam ve ucuz oldu :)Feribot şuana kadar bindiğim en büyük gemiydi, süperdi. Duşlarını çok beğendim, buradan da Duru duş jellerini anmadan geçemeyeceğim. MayFestte eşantiyon olarak aldığımız paket jeller çok işe yaradı:)Saçlarımı da el kurutma makinasında kurutup hasta olma tehlikesini ortadan kaldırdım çünkü çok rüzgar vardı. Ardından karnımızı doyurduk, gece uyumak için görece kuytu bir yer bulup manzaranın tadını çıkardık. Çok güzel bir köprü gördük boğazda Mora ile diğer yeri bağlıyor :) ama adını unuttum malesef. Bir de büssürü Türk vardı feribotta, Çoğu interrailci bir kısmı alamancı vs. Sonra kaşam 9 gibi havlu ve çarşaftan yaptığımız yatakta uyumaya çalıştık. Arkası İtalya sınırında girince....

Selanik

20.9.08
Selanik trenindeyiz, tren Yunanlilarinin konuşmalari ile gürültülü bir hal içinde aldirmiyoruz mışıl mışıl uyuyoruz, Selanige geldigimizde uyaniyoruz, hemen bir locker bulup sırt cantalarimizdan kurtulmanin yoluna bakiyoruz, ne varki lockerlar full dolu bir, halde biraz bekliyoruz uzak doğulu bir cocuk cantalarini aliyor bir lockerdan biz yerlestiriyoruz cantalarimizi.. Selanikte lockerlar ucuz 2 euro ya 2 cantayi bırakıyoruz... Ardindan Tourism information arıyoruz ne varki burada Tourism information diye birsey yok.. Atatürk'ün dogdugu ev öncelikli gezmek istediğimiz yer, bunun için Türkiyeden çıkmadan once google map yardimiyla Atatürkün evinin krokisini çizdik, bu çizim bize evi bulmada bayaa bir yardimci oluyor. Atatürkün evi tren istasyonuna cok yakin değil belli bir süre yürüdükten sonra Atatürkün evine variyoruz, Atamizin evini gezip, ev hakkinda bilgiler aliyoruz..Ataürk bu eve 1913 balkan harbinden sonra hiç ugramamıs, Selanik belediyesi Atatürk'e jest yapmak için 1933 yılında bu evi yunanli aileden alıp Atatürk e armagan etmis ev bu tarihden sonra cesitli restrasyonlar ve duzenlemer gecirp bu gunku halini almıs. Tabi içimiz burkuluyor, çünkü Selanikte bu ev Atatürk'ün dogdugu yer değilde, Türk konsoloslugu diye biliniyor.Aklinizda bulunsun bu yeri ararken Türk konsoloslugunu sorarsaniz daha cabuk ve net bir bilgi alırsınız. Atatürkğn evini gezdikten sonra Selaniğin sokaklarinda meydanlarinda, kordonunda gezinmeye baslıyoruz. Bu sehir, benim memlektim olan İzmire cok benziyor, Selaniğin kordonunda iken kendimi İzmir de hissediyorum. Aynı zamanda, İnsan garip bir duygu altinda kaliyor, etrafiniza bakınca kendinizi sanki kendi ülkenizde kendi halkinizla saniyorsunuz ama bu insanlari dinlediğiniz zaman farkli bir dilde farkli bir dinde olduklarini ,anliyorsunuz, ama o kadar bizlerki arada demir kapilarin cok da gerekli olmadiğini anliyorsunuz. Ama sunu soylmemliyimki İzmir'in kordonu cok daha güzel. :D. Selanikte gece 23 de olan trenimizi beklerken kordon da oturuyor denizi izliyoruz,,,

Edirneden Orestiadaya

Pasaport, Vize, Çanta derken sonunda interraile başlama tarihimiz geldi çattı. Öncelikle ilk durağımiz Edirne olacaktı, ben 17 agustos 23.15 Hakikoç İzmir-Edirne arabasiyla, Ezgi'de 01.00 Keşan Birlik/Gürel arabasiyla, Edirneye daha doğrusu Avrupa maceramızın Türkiye çıkış kapısına geldik. Ezgi biletini daha önceden almadiği için Edirneye Keşan dan aktarma yaparak geldi, ezgi geldiğinde ben Edirne'deki St.Georgia Bulgar kilisesini gezmiş bulunmaktaydim. St.Georgia kilisesi Edirne merkezde bulunan tarihi bir kilise, ben gittiğimde kilisede yapım onarım çalısmaları olmaktaydi, yurda dödüğümüz zamanda Bulgar başbakanının Edirneye gelip bu kilisenin restrasyon çalışmaları sonrasında açılışına katidiğini ögrendik. Ezgi gecikmekli olarak, benden 2 saat sonra Edirne ye geldi, Bu Ezgiyi 1 aydan sonra ilk görüsümdü. Aslında bu buluşmanın manidar bir boyutu daha vardı, 1 ay sonra buluştugum insan hem sevgilim hem de interrail daki yoldaşımdı. Ezgi geldiğinde ikimiznde karnı pek bir acıkmıstı, hemen Selimiyenin yakınlarında bir kafede oturup, Ezginin annesinin yaptiği yiyeceklerden yiyip çaylarimizi yudumladik. Eh Edirneye gelmişken Selimiyeyi, Tarihi Bedestenini bir kenara bırakıp Yunan elllerine gitmek olmazdi, Çantalarimizi Edirne Belediyesi zabita müdürlüğüne bıraktıktan sonra Edirneyi cok uzun olmasada gezme şansı bulduk. Bu süre zarfinda Yurt dışına çıkış harcımızı Edirne Garanti şubesine yatırdık. Bu harç aslinda sınır kapısında da odenebiliyor tutari 15 ytl, bana sorarsaniz yurt dişina çikan vatandaslarini yolunacak kaz gibi goren devletin uydurdugu bir harç, mecburi oduyoruz. Selimiye ve Bedesteni gördükten sonra, ünlü Edirne cigerinin tadina bakiyoruz, beğenmemek elde değil ayrıca bu Türkiye de yediğimiz son yemek olmasindan dolayi ayri bir öneme sahip.Saatin ilerlediğini fark ederek, Edirne Karaağaç minubuslerine binerek ilk olarak E.S.D Fen lisesine gidiyoruz, burası Ezginin mezun oldugu okul, Ezginin okudugu sınıfı görüp, ögretmenleri ile tanısıyoruz. Ardindan okulunu cok saygı deger görevlileri bizi pazarkule sınır kapısına kadar bırakıyor.
Pazarkule sınır kapısında Pasaportlarimiza çıkış damgalarini vurduktuktan sonra, Sınırı yürüyerek geçmeye başlıyoruz, 10 dakika sessiz sakin yolda yürüdükten sonra Yunan sinir kapısına ulasiyoruz, Pasaportlarimizi burada işlettirdikten sonra resmen Yunan topraklarindayiz. Bulunduğumuz yer Kastanieas, buradan 20 km uzakliğinda olan Orestiada ya gitmemiz gerekiyor. Kastanieas daki benzin istasyonundan Orestiada ya giden otobüsün ne zaman gittiğini soruyoruz otobüs 19.30 da imis mecburi beklemeye başliyoruz. Bu sirada bir rum olan Christos ile tanişiyoruz, araa ile Kastanieas içinde gezinip duruyor, konuşuyoruz bizim Türk oldugumuz duyunca seviniyor, bizimle türkçe konusmaya basliyor. Bizim beklediğimizi görünce bizi Orestiadaya kadar götürmeyi teklif ediyor, biniyoruz Christos un arabasina Yunan Müzikleri eşliğinde gidiyoruz...
Orestiada tren istasyonuna kadar bizi bırakan Christos sonsuz teşekkürlerimizi buradan tekrar iletiyoruz, tren istasyonuna vardiğimizda onümüzden bir trenin gittiğini görüyorüz önemsemiyoruz, nede olsa bizim bineceğimiz tren saat aksam 10 da gelecek ama Yunan demiryollari tarifesini degistirmis ama bunu her nedense internet sitesine yansitmamis. Gördügümüz trenin giden son tren olduğunu duyunca panikliyoruz, lakin ordaki insanlarin Türkçe konuşarak bize yardimci olmalari bizi rahatlatıyor, sabah 5 50 deki tren için bizim istasyonda gecelememize izin veriyorlar ve supplementsiz bir biçimde Selanik-Atina arasini gecmemizi saglayan gece trenine reservasyon yaptıriyorlar. FAkat gece orestiada tren istasyonu cok sicak oluyor ve sivrisineklerde bu sicağin ustune tuz biber... cok rahat olmasa da sokakta kalmaktan iyi, Sabah 5 30 gibi görevliler tren istasyonunu açiyorlar 5 50 gibi de gelen tren ile, Selaniğe doğru yolculuğumuz baslıyor....

Interrailimizinnn ciddilesmesi......

19.2.08
Bu bloğun bir gun okunup ,birilerine faydalı olmasını dileyerek,yazıma baslamak istiyorum.Oncelikle yazımı Türkçe yazmak istedim ,saten ingilizce yazsam ne anlatmak istedigim belki sizlere net olarak aktaramayabilirim. İnterrailin sagladıgı olanakları duydukdan sonra yaptıgımız hesaplamalar arastırmalar sonucunda, bu yazımızın bir bolumunu trenler avrupayı karıs karıs gezerek , bakalım medeniyet kulturu diye tanıtılan avrupanın neyi varmıs neyi yokmus diye inceleyerek gecirmeyi kararlastırdık.Avrupayı gormek aslında ınsana pek cok sey katmak da,ne kadar erken baska ulkelerı gorebılırsenız ,onların yasam biçimlerini inceleyebılırsenız bu sızın dunya gorusunuzu olusturmanız ve aynı zamanda da 'Vatan' kelımesının sıze daha anlamlı oldugunu gosterecektir.
Nese daha fazla olayın yararını zararını anlatmaktansa bızım su an yasadıgımız surecı anlatmak istiyorum .Biz bu gun(19-02-08) interrail gezimizin tabiri caiz ise nişan torenini yaptık.Uzun arastırmalarımız sonucunda Pegasus'un Koln-Istanbul 08-09-08 tarıhlı ucagından Z sınıfı yerlerımızı almayı basarabıldık.Erken almamızın meyvesı olarak bu bıletler kısı bası 71.36 ytl ye geldi.Artık bızım bıletlerımız var,artık gerı adım atmak yerıne ıhtıyaclarımızı yavas yavas karsılamaya baslıyacagız.Ihtıyaclarmızı da karsılarken bu surecı sıze aktarmaya devam edicez,çünkü biz de boyle bloglar ve sıteler sayesınde ınterrail icin cesaretlendık ve bu ıse artık resmı sekılde basladık.. Hayırlı olsun diyoruzz :)

Our Route!!!

17.2.08
We have just decided our route. We have been living in Turkey for 19,5 years. It is time to discover new places. We are going to buy 10 days in 22 interrail ticket in the times between end of August and beginning of September. Our plan is like that :
1st country Greece : Thessaloniki - Athens - Patras
2nd country Italy : Brindisi - Napoli - Roma - Firenze - Pisa - Venezia - Milano - Genova
3 rd country France : Nice - Marseille - Lyon - Paris
4th country Belgium : Bruxelles - Gent
5th country Holland : Rotterdam - Amsterdam
6th country Germany : Cologne and may be other cities
16.2.08
Hello to all travelers and dreamers!!!
We are just want to know more about the world and people. To achieve this aim, traveling is our best compass. Although we don't have and use a compass, we believe that losing our way can be a chance to discover the new things. We have traveled along our home country, Turkey and we won't give up. Although some people think that railway is not a comfortable traveling way, let's give it a try :)