Selanik
20.9.08
Selanik trenindeyiz, tren Yunanlilarinin konuşmalari ile gürültülü bir hal içinde aldirmiyoruz mışıl mışıl uyuyoruz, Selanige geldigimizde uyaniyoruz, hemen bir locker bulup sırt cantalarimizdan kurtulmanin yoluna bakiyoruz, ne varki lockerlar full dolu bir, halde biraz bekliyoruz uzak doğulu bir cocuk cantalarini aliyor bir lockerdan biz yerlestiriyoruz cantalarimizi.. Selanikte lockerlar ucuz 2 euro ya 2 cantayi bırakıyoruz... Ardindan Tourism information arıyoruz ne varki burada Tourism information diye birsey yok.. Atatürk'ün dogdugu ev öncelikli gezmek istediğimiz yer, bunun için Türkiyeden çıkmadan once google map yardimiyla Atatürkün evinin krokisini çizdik, bu çizim bize evi bulmada bayaa bir yardimci oluyor. Atatürkün evi tren istasyonuna cok yakin değil belli bir süre yürüdükten sonra Atatürkün evine variyoruz, Atamizin evini gezip, ev hakkinda bilgiler aliyoruz..Ataürk bu eve 1913 balkan harbinden sonra hiç ugramamıs, Selanik belediyesi Atatürk'e jest yapmak için 1933 yılında bu evi yunanli aileden alıp Atatürk e armagan etmis ev bu tarihden sonra cesitli restrasyonlar ve duzenlemer gecirp bu gunku halini almıs. Tabi içimiz burkuluyor, çünkü Selanikte bu ev Atatürk'ün dogdugu yer değilde, Türk konsoloslugu diye biliniyor.Aklinizda bulunsun bu yeri ararken Türk konsoloslugunu sorarsaniz daha cabuk ve net bir bilgi alırsınız. Atatürkğn evini gezdikten sonra Selaniğin sokaklarinda meydanlarinda, kordonunda gezinmeye baslıyoruz. Bu sehir, benim memlektim olan İzmire cok benziyor, Selaniğin kordonunda iken kendimi İzmir de hissediyorum. Aynı zamanda, İnsan garip bir duygu altinda kaliyor, etrafiniza bakınca kendinizi sanki kendi ülkenizde kendi halkinizla saniyorsunuz ama bu insanlari dinlediğiniz zaman farkli bir dilde farkli bir dinde olduklarini ,anliyorsunuz, ama o kadar bizlerki arada demir kapilarin cok da gerekli olmadiğini anliyorsunuz. Ama sunu soylmemliyimki İzmir'in kordonu cok daha güzel. :D. Selanikte gece 23 de olan trenimizi beklerken kordon da oturuyor denizi izliyoruz,,,
Edirneden Orestiadaya
Pasaport, Vize, Çanta derken sonunda interraile başlama tarihimiz geldi çattı. Öncelikle ilk durağımiz Edirne olacaktı, ben 17 agustos 23.15 Hakikoç İzmir-Edirne arabasiyla, Ezgi'de 01.00 Keşan Birlik/Gürel arabasiyla, Edirneye daha doğrusu Avrupa maceramızın Türkiye çıkış kapısına geldik. Ezgi biletini daha önceden almadiği için Edirneye Keşan dan aktarma yaparak geldi, ezgi geldiğinde ben Edirne'deki St.Georgia Bulgar kilisesini gezmiş bulunmaktaydim. St.Georgia kilisesi Edirne merkezde bulunan tarihi bir kilise, ben gittiğimde kilisede yapım onarım çalısmaları olmaktaydi, yurda dödüğümüz zamanda Bulgar başbakanının Edirneye gelip bu kilisenin restrasyon çalışmaları sonrasında açılışına katidiğini ögrendik. Ezgi gecikmekli olarak, benden 2 saat sonra Edirne ye geldi, Bu Ezgiyi 1 aydan sonra ilk görüsümdü. Aslında bu buluşmanın manidar bir boyutu daha vardı, 1 ay sonra buluştugum insan hem sevgilim hem de interrail daki yoldaşımdı. Ezgi geldiğinde ikimiznde karnı pek bir acıkmıstı, hemen Selimiyenin yakınlarında bir kafede oturup, Ezginin annesinin yaptiği yiyeceklerden yiyip çaylarimizi yudumladik. Eh Edirneye gelmişken Selimiyeyi, Tarihi Bedestenini bir kenara bırakıp Yunan elllerine gitmek olmazdi, Çantalarimizi Edirne Belediyesi zabita müdürlüğüne bıraktıktan sonra Edirneyi cok uzun olmasada gezme şansı bulduk. Bu süre zarfinda Yurt dışına çıkış harcımızı Edirne Garanti şubesine yatırdık. Bu harç aslinda sınır kapısında da odenebiliyor tutari 15 ytl, bana sorarsaniz yurt dişina çikan vatandaslarini yolunacak kaz gibi goren devletin uydurdugu bir harç, mecburi oduyoruz. Selimiye ve Bedesteni gördükten sonra, ünlü Edirne cigerinin tadina bakiyoruz, beğenmemek elde değil ayrıca bu Türkiye de yediğimiz son yemek olmasindan dolayi ayri bir öneme sahip.Saatin ilerlediğini fark ederek, Edirne Karaağaç minubuslerine binerek ilk olarak E.S.D Fen lisesine gidiyoruz, burası Ezginin mezun oldugu okul, Ezginin okudugu sınıfı görüp, ögretmenleri ile tanısıyoruz. Ardindan okulunu cok saygı deger görevlileri bizi pazarkule sınır kapısına kadar bırakıyor.
Pazarkule sınır kapısında Pasaportlarimiza çıkış damgalarini vurduktuktan sonra, Sınırı yürüyerek geçmeye başlıyoruz, 10 dakika sessiz sakin yolda yürüdükten sonra Yunan sinir kapısına ulasiyoruz, Pasaportlarimizi burada işlettirdikten sonra resmen Yunan topraklarindayiz. Bulunduğumuz yer Kastanieas, buradan 20 km uzakliğinda olan Orestiada ya gitmemiz gerekiyor. Kastanieas daki benzin istasyonundan Orestiada ya giden otobüsün ne zaman gittiğini soruyoruz otobüs 19.30 da imis mecburi beklemeye başliyoruz. Bu sirada bir rum olan Christos ile tanişiyoruz, araa ile Kastanieas içinde gezinip duruyor, konuşuyoruz bizim Türk oldugumuz duyunca seviniyor, bizimle türkçe konusmaya basliyor. Bizim beklediğimizi görünce bizi Orestiadaya kadar götürmeyi teklif ediyor, biniyoruz Christos un arabasina Yunan Müzikleri eşliğinde gidiyoruz...
Orestiada tren istasyonuna kadar bizi bırakan Christos sonsuz teşekkürlerimizi buradan tekrar iletiyoruz, tren istasyonuna vardiğimizda onümüzden bir trenin gittiğini görüyorüz önemsemiyoruz, nede olsa bizim bineceğimiz tren saat aksam 10 da gelecek ama Yunan demiryollari tarifesini degistirmis ama bunu her nedense internet sitesine yansitmamis. Gördügümüz trenin giden son tren olduğunu duyunca panikliyoruz, lakin ordaki insanlarin Türkçe konuşarak bize yardimci olmalari bizi rahatlatıyor, sabah 5 50 deki tren için bizim istasyonda gecelememize izin veriyorlar ve supplementsiz bir biçimde Selanik-Atina arasini gecmemizi saglayan gece trenine reservasyon yaptıriyorlar. FAkat gece orestiada tren istasyonu cok sicak oluyor ve sivrisineklerde bu sicağin ustune tuz biber... cok rahat olmasa da sokakta kalmaktan iyi, Sabah 5 30 gibi görevliler tren istasyonunu açiyorlar 5 50 gibi de gelen tren ile, Selaniğe doğru yolculuğumuz baslıyor....
Pazarkule sınır kapısında Pasaportlarimiza çıkış damgalarini vurduktuktan sonra, Sınırı yürüyerek geçmeye başlıyoruz, 10 dakika sessiz sakin yolda yürüdükten sonra Yunan sinir kapısına ulasiyoruz, Pasaportlarimizi burada işlettirdikten sonra resmen Yunan topraklarindayiz. Bulunduğumuz yer Kastanieas, buradan 20 km uzakliğinda olan Orestiada ya gitmemiz gerekiyor. Kastanieas daki benzin istasyonundan Orestiada ya giden otobüsün ne zaman gittiğini soruyoruz otobüs 19.30 da imis mecburi beklemeye başliyoruz. Bu sirada bir rum olan Christos ile tanişiyoruz, araa ile Kastanieas içinde gezinip duruyor, konuşuyoruz bizim Türk oldugumuz duyunca seviniyor, bizimle türkçe konusmaya basliyor. Bizim beklediğimizi görünce bizi Orestiadaya kadar götürmeyi teklif ediyor, biniyoruz Christos un arabasina Yunan Müzikleri eşliğinde gidiyoruz...
Orestiada tren istasyonuna kadar bizi bırakan Christos sonsuz teşekkürlerimizi buradan tekrar iletiyoruz, tren istasyonuna vardiğimizda onümüzden bir trenin gittiğini görüyorüz önemsemiyoruz, nede olsa bizim bineceğimiz tren saat aksam 10 da gelecek ama Yunan demiryollari tarifesini degistirmis ama bunu her nedense internet sitesine yansitmamis. Gördügümüz trenin giden son tren olduğunu duyunca panikliyoruz, lakin ordaki insanlarin Türkçe konuşarak bize yardimci olmalari bizi rahatlatıyor, sabah 5 50 deki tren için bizim istasyonda gecelememize izin veriyorlar ve supplementsiz bir biçimde Selanik-Atina arasini gecmemizi saglayan gece trenine reservasyon yaptıriyorlar. FAkat gece orestiada tren istasyonu cok sicak oluyor ve sivrisineklerde bu sicağin ustune tuz biber... cok rahat olmasa da sokakta kalmaktan iyi, Sabah 5 30 gibi görevliler tren istasyonunu açiyorlar 5 50 gibi de gelen tren ile, Selaniğe doğru yolculuğumuz baslıyor....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)